“Yeraltı” ilk sezonuyla izleyicinin kalbinde taht kurdu ve bu akşam ikinci sezonuyla geri dönüyor :) Bir dizinin ilk sezonunun ardından bu kadar merak uyandırması, sizin açınızdan sete dönerken nasıl bir duygu yaratıyor? İkinci sezona “başarısı kanıtlanmış bir işin devamı” duygusuyla mı, yoksa yine ilk günkü heyecanla mı başladınız?
Bence ikisi de. Bir tarafta insanların sevdiğini, beklediğini bildiğin bir işe geri dönmenin çok güzel bir güveni var ama benim için sete çıktığım anda o güven biraz kayboluyor ve yine ilk günkü heyecan başlıyor. Çünkü yeni bir sezon, yeni hikâyeler ve karakterlerin de başka yerlere evrilmesi demek. Ben o heyecanı kaybetmek de istemiyorum zaten. Bir işi ne kadar uzun yaparsam yapayım, kamera açıldığında içimde hâlâ küçük bir heyecan olsun istiyorum.
“SULTAN GÜÇLÜ OLMAK İÇİN DUYGULARINDAN VAZGEÇMİYOR”
“Yeraltı’nın Sultan’ı” desek, Sultan’ı birkaç kelimeyle nasıl anlatırsınız? Bizim gözlemimizde; abisine büyük saygı duyan ama kendi fikrini söylemekten de çekinmeyen, zeki ve güçlü bir kadın. Sizin Sultan’a dair ilk izleniminizle bugün geldiğiniz nokta arasında neler değişti?
Sultan bence çok zeki, çok kontrollü ama bütün o kontrolün altında oldukça duygusal bir kadın. İlk okuduğumda gücünü daha çok sertliğinden aldığını düşünmüştüm. Oynadıkça aslında gücünün ne kadar çok sevgisinden, ailesine bağlılığından ve koruma içgüdüsünden geldiğini fark ettim. Bence Sultan’ın en güzel tarafi da bu; güçlü olmak için duygularından vazgeçmiyor.

“SULTAN’IN YÜRÜYÜŞÜNÜ, BAKIŞINI, KONUŞMA ŞEKLİNİ BİLE ÖZLEDİM”
İkinci sezon için Sultan’ı yeniden canlandırmak nasıl hissettirdi? Bir karaktere ara verip sonra ona yeniden dönmek, oyuncu olarak onun bazı taraflarını özlediğinizi fark etmenize neden oluyor mu?
Kesinlikle. Sultan’a geri döndüğümde onun yürüyüşünü, bakışını, konuşma şeklini bile özlediğimi fark ettim. Bir süre sonra karakterin bazı refleksleri bedenine yerleşiyor. Tekrar kostümü giyip sete çıktığınızda sanki uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınızla yeniden buluşmuşsunuz gibi oluyor :)
Sultan’ın en dikkat çekici taraflarından biri, ailesinin içinde güçlü bir konuma sahip olması. Hanoğlu ailesinin finansını yönetiyor ve aslında yalnızca olayların içinde yer alan değil, bazı dengeleri de yöneten bir karakter. Sizce Sultan’ın gücü, sahip olduğu konumdan mı geliyor, yoksa asıl gücü karakterinden mi?
Bence kesinlikle karakterinden geliyor. O konumu zaten Sultan gibi biri olduğu için taşıyabiliyor. Gücü elinden alınsa bile Sultan yine bir şekilde bulunduğu yerde söz sahibi olurdu bence. Çünkü gözlemliyor, düşünüyor, kolay paniğe kapılmıyor ve gerektiğinde risk alabiliyor. Asıl güç de biraz orada zaten.
İlk sezonda Sultan’ın hayatında hiç beklemediği bir değişim yaşandı. Aşık olduğu ve nişanlandığı kişi yerine, abisinin hayatına giren Haydar Ali’yle bir evlilik yoluna girdi. Üstelik Haydar Ali’nin geçmişine dair büyük sırlar da var. Hayatın bize hiç hesapta olmayan insanları ve ihtimalleri getirmesi üzerinden baktığınızda, Sultan’ın bu hikayesinde sizi en çok şaşırtan taraf ne oldu?
Sanırım beni en çok hayatının kontrolünü elinde tuttuğunu düşünen bir kadının bir anda bütün planlarının değişmesi etkiledi. Çünkü hayatta da biraz böyle. Bazen “Benim yolum bu” diyorsunuz, sonra hiç hesaba katmadığınız bir insan ya da olay geliyor ve bütün hikâyeyi başka yere çeviriyor. Sultan’ın en zorlandığı şey de bence değişimin kendisinden çok, kontrol edemediği bir değişimin içine düşmek.

“OYUNCULUKTA EN SEVDİĞİM ŞEY, HER KARAKTERLE KENDİNİZDE DAHA ÖNCE KEŞFETMEDİĞİNİZ BİR ODAYA AÇILMAK”
Taçsız Prenses, Gaddar ve şimdi Yeraltı… NOW ekranında birbirinden oldukça farklı dünyalara sahip üç işte izleyici karşısına çıktınız. Bu üç karakteri yan yana koyduğunuzda, oyuncu olarak Sümeyye’nin hangi tarafının her birinde biraz daha ortaya çıktığını düşünüyorsunuz?
Her biri bende başka bir kası çalıştırdı diyebilirim. Taçsız Prenses daha kırılgan ve içten bir yerimi, Gaddar daha sert ve karanlık tarafları araştırma isteğimi, Yeraltı ise kadınlık, güç ve kontrol üzerine başka bir alanımı ortaya çıkardı. Zaten oyunculukta en sevdiğim şey bu; her karakterle kendinizde daha önce çok bakmadığınız bir odayı açıyorsunuz.
Taçsız Prenses’te İsmail Hacıoğlu’yla aynı setteydiniz. Şimdi Yeraltı’nda ikinci sezonla birlikte yeniden aynı hikayede yer alıyorsunuz. Daha önce birlikte çalışmış olmanın sete döndüğünüzde nasıl bir avantajı oldu? Geçmişte “O beni tecrübeleriyle, ben de onu enerjimle besliyorum” demiştiniz. Bugün bu cümlenin devamına ne eklersiniz?
İsmail’le çalışırken çok güvende hissediyorum. Karşınızda ne yaptığını çok iyi bilen, çok deneyimli bir oyuncu olduğunda siz de daha özgür olabiliyorsunuz. O eski cümlenin sonuna bugün şunu eklerdim: Artık birbirimizin oyunculuk dilini de biraz biliyoruz. Bazen çok fazla konuşmadan, sadece sahnenin içinde birbirimizi anlayabiliyoruz. Bu da çok kıymetli.

“ÖĞRENMEK, ŞAŞIRMAK VE ZORLANMAK İSTİYORUM”
Kariyerinizde “Evet, artık gerçekten oyuncuyum” dediğiniz bir an oldu mu? Yoksa sizce insan bunu hiçbir zaman tam olarak hissetmiyor mu?
Bence tam olarak hissedilmiyor. En azından ben hâlâ hissetmiyorum :) Her işte yeniden bir şey bilmiyormuşum gibi başlayabiliyorum. Eskiden bu beni korkuturdu, şimdi çok seviyorum. Çünkü “Oldum” dediğiniz yerde merak biraz bitiyor gibi geliyor bana. Ben hâlâ öğrenmek, şaşırmak ve zorlanmak istiyorum.
Bir röportajınızda ailenizden size geçen en önemli şeyin “disiplin ve iradeyle çalışmak” olduğunu söylemişsiniz. Bugün sette sizi ayakta tutan şey daha çok disiplininiz mi, merakınız mı, yoksa yaptığınız işe duyduğunuz heyecan mı?
Üçü de ama galiba beni en çok merak ayakta tutuyor. Disiplin kötü günlerde işe yarıyor; heyecan güzel günlerde sizi uçuruyor ama merak her zaman orada. “Bu sahneyi başka nasıl oynayabilirim, bu kadın bunu neden söylüyor, burada aslında ne saklıyor?” diye düşünmek beni hâlâ çok besliyor.
Dansın ve şarkı söylemenin sizin için yalnızca birer hobi olmadığını, oyunculuğunuzu ve karakterlerin “ritmini” beslediğini dile getirmiştiniz. Üniversite yıllarındaki dans yarışmalarından bugün yaptığınız tangoya uzanan bir çizgi var. Dansın size oyunculuk açısından öğrettiği en beklenmedik şey ne oldu?
Kontrol kadar bırakmayı da bilmek. Dans ederken her şeyi zihninizle kontrol ederseniz bedeniniz kilitleniyor. Oyunculukta da aynı şey var. Çok hazırlanıyorum ama sahne başladığında hazırladığım şeyleri biraz bırakmam gerekiyor. O an partnerinizi dinlemek, ritmi hissetmek ve gerçekten orada olmak… Dansın oyunculuğuma en büyük katkılarından biri bu oldu.

Giyim tarzınızda da oldukça farklı parçaları ve alışılmışın dışında seçimleri bir araya getirdiğiniz oluyor. Karakter yaratırken olduğu gibi kendi stilinizde de biraz “risk almayı” seviyor musunuz?
Çok seviyorum. Hatta bazen yanlış yapmayı da seviyorum. Her zaman kusursuz ya da herkese göre “doğru” görünmek bana çok eğlenceli gelmiyor. Modada da oyunculukta da biraz oyun alanı olmalı bence. Bazen çok maskülen bir şeyi çok feminen bir şeyle, bazen vintage bir parçayı çok modern bir şeyle birleştirebiliyorum. Ruh halime göre değişiyor. Kendimi şaşırtmak hoşuma gidiyor.
Ve birkaç yıl önce Beşiktaş’ta başlayan, sizin planınızda bile olmayan bir oyunculuk hikayesi bugün Yeraltı gibi güçlü bir işin ikinci sezonuna uzandı. Bugünkü Sümeyye, o gün Beşiktaş’ta yürüyen ve henüz oyuncu olup olmayacağını bile bilmeyen Sümeyye’ye bir cümle söyleyebilseydi, ne söylerdi?
“Hayat senin hayal ettiğinden daha güzel sürprizler hazırlıyor.”
Bir de kulağına çok küçük şunu söylerdim: “Çok çalış ama yolun tadını çıkarmayı da unutma.”



