AYLİN ÇOK TUTARLI VE KUVVETLİ BİR KİMLİK İNŞA ETMİŞ KENDİNE
Şebnem Hanım merhaba, Yabani’nin ardından sizi yeniden aramızda gördüğümüz için çok mutluyuz! Nasılsınız? Set süreci ve çekimler nasıl ilerliyor? Hastane ortamında çalışmak size nasıl bir deneyim yaşatıyor?
Teşekkür ederim, ben de mutluyum. Ekip arkadaşlarımla birlikte çalışmak da vakit geçirmek de rahat ve huzurlu. Set her zamanki gibi yoğun geçiyor ve keyfimiz yerinde. Gerçek hastanede çalışmak çok kolay bir şey değil, fiziksel olarak da psikolojik olarak da. Biz hastane içlerini daha çok stüdyoda çektiğimiz için de şanslıyız.
Doktor: Başka Hayatta projesinde yer almayı seçmenizin en önemli nedeni neydi? Senaryoda ya da karakterinizde sizi en çok etkileyen unsur ne oldu?
Birinin hayatının bir dönemini hiç hatırlamaması ve tüm koşullar ve ilişkiler değişmişken onun eski haliyle hayatına devam etmesi çok ilgi çekici bir fikir. Tüm ilişkileri ve karakterleri çok kuvvetli çatışmaların içinde bırakacak bir ana olay ve hikaye var. Aylin’in bu koşullarda içinde kaldığı durum da çok zorlayıcı, çok incelikli, dolayısıyla oyuncu olarak heyecan verici buldum.
Aylin’in “yarım kalmış bir rüya” hissiyle yaşayan bir karakter olması çok çarpıcı. Bu duyguyu canlandırırken en çok hangi yönüyle bağ kurdunuz? Siz Aylin’i kendi cümlelerinizle nasıl tanımlarsınız?
Aylin çok büyük acılar ve travmalardan maalesef yalnız kalarak ve çocuğu için kuvvetli davranmaya çalışarak çıkmış. Hem bir anne olarak hem de mesleki olarak kontrollü ve başarılı olmak için kendi duygusunu bastırmış, acısını ötelemiş. Akılcı kararlarla, kendini meşgul ederek ve çok derine inip kendini kurcalamadan hayatta kalmış. Fakat zamanında bunun tam aksini yaşamış, çok aşık olmuş, iki çocuğu ve kocasıyla çok mutlu olduğu rüya gibi bir hayatı olmuş. Şimdi de yanlış zamanda çok özlediği, çok emek verdiği doğru insanla yeniden karşılaşıyor, o yüzden çok zor bir durumda kalıyor. Bastırılanın fırsatını bulunca geri dönmek için bir yolunu bulmasını takip ediyorum şu an hikayenin akışıyla birlikte ben de.
Aylin hem bir anne, hem bir eş hem de mesleğinde idareci bir kadın. Bu nedenle içinde birçok çatışma barındırıyor. Bu çok katmanlı yapıyı oyunculuk açısından nasıl inşa ettiniz?
Aylin çok tutarlı ve kuvvetli bir kimlik inşa etmiş kendine. Hayatının tüm alanlarında benzer bir kontrolün ve aklıselim bir tavrın olduğunu düşünüyorum. Bedeni, konuşması, kendini taşıyışı ve var edişini hep bu merkezden kurmuş. Senaryonun ve sahnelerin sunduğu imkanlarla bunları ve onların kırılışını, zorlanmasını keşfetmek ilgimi çekiyor.

OYUNCULUKLA 14 YAŞINDA KARŞILAŞTIM
Aylin güçlü, mesafeli ama bir o kadar da duygusal bir kadın. Gerçek hayatta Şebnem bu üçünden hangisine daha yakın? :)
Bence hepimiz gibi hepsine ve tüm bunların zıttına çok yakınım. Bazen güçlü olmasan da güçlü olmak, bazen zayıflığını dibine kadar yaşamak, biriyle hiçbir sınır koymadan yakınlaşırken birilerine aşırı mesafeli olmak… Bunların hepsini yaşıyorum.
Peki, oyunculuk yolculuğunuz başlamadan önce hayatınız nasıldı? Kendinizi bu mesleğin içinde bulmadan önce neler yapıyordunuz?
Ben oyunculukla on dört yaşında karşılaştım. Tiyatro eğitimi almaya başlamış ve bir oyunda oynamıştım. Orada kararımı vermiştim. Öncesinde ressam ya da yazar olmak gibi hayallerim ve uğraşlarım vardı. Kendimi mesleğim içinde bulmam ise konservatuvardan mezun olduktan sonra. Ben uzun yıllar sadece oyunculuk üzerine çalışmayı seçtim. Profesyonel olarak bir şey yapayım merakım hiç olmamıştı. Delice oyunculuk çalışmanın dışında kalan zamanlarda Beyoğlu’nun en cool zamanlarında festivallerden konserlere, sergilerden barlara misler gibi vakit geçirdik.
Oyuncu olmaya karar verdiğiniz o kırılma anı neydi? Sizi bu yola iten en güçlü duygu ya da deneyim ne oldu?
Bir kırılma anı hatırlamıyorum. Nedenini bilmeden denemek istedim ve kendimi çok iyi hissettim, bana iyi geldi, sayesinde pek çok şeyi anlamlı buldum. Çok güzel insanlarla tanıştım, çok şey öğrendim. Meraklı biriyim, o zaman da öyleydim, beni varoluşsal olarak çok tatmin eden bir yerdi tiyatro.
Konservatuvar eğitimi sizin için nasıl bir süreçti? Örneğin, konservatuvar yıllarınıza dönsek… O dönemde sizi en çok zorlayan ama bugün “iyi ki yaşamışım” dediğiniz bir deneyim var mı?
Aşırı disiplinli ve sert bir dönemde okuduk biz. Gün doğumunda geceyi aşana kadar oyunculuk ya da teknik çalıştığımız, teori okuduğumuz, bizce gizlice de fena haytalık ettiğimiz zamanlardı. Hiyerarşi aşırı kuvvetliydi, üst sınıfların ya da mezunların işlerinde aklınıza gelebilecek her tür işi yapmak alt sınıfların göreviydi. Kostüm dikmekten dekor yapmaya, metin oluşturmaktan tarihçe anlatmaya, onlarca kilo dekoru merdivenden taşımaktan kalabalık orkestraların sorumlusu olmaya kadar neler yaşandı. Ama bugün iyi ki o oldschool tedrisatı görmüşüm diye düşünüyorum. Bütünsel bakmayı o kadar konsantre bir zamanda bu kadar içselleştirmeme alan açmış olabilir.
Tiyatro kökenli bir oyuncusunuz ve sahnede pek çok ödül ve adaylık elde ettiniz. Sahnede yaşadığınız, unutamadığınız ve sizi dönüştüren bir anınızı anlatır mısınız?
Sahnede gerçekleşen her şeyden ama özellikle de aksiliklerden çok şey öğreniyor insan. İrili ufaklı o kadar çok şey yaşayıp rol arkadaşlarımla ya da seyirciyle birbirimize güvenerek hayatta kaldık ki. Şimdi Semaver Kumpanya olarak Metot oynuyoruz. Çok eski akadaşlarımla bağımsız tiyatro yapmanın sevincini yaşıyoruz, tüm zorluklarıyla.

Sizi en çok etkileyen film veya yönetmen kimdir? Oyunculuk yolculuğunuzda size ilham veren bir yapım ya da sahne oldu mu?
Bunuel ve Godard beni hala heyecanlandırır. Simon McBurney’nin Encounter oyununa duyduğum heyecanı aşan bir şey de olmadı. Six Feet Under, Killing Eve ve Fleabag’i de söyleyebilirim. Hepsi eskilerden oldu.
Oyunculuk haricinde sizi en çok heyecanlandıran şeyler neler? Başka bir alanda da “iyi ki yapıyorum” dediğiniz uğraşlarınız var mı?
Seyahat etmek, bilmediğim yerleri programsızca keşfetmek, şehirlerde yürümek, doğada yürümek. Yazmak, şarkı söylemek, yoga ve pilates yapmak, resim yapmak. Buraya yazarken fark ettim ki çalışmaya kaptırınca bir süredir kendimi ihmal etmişim, bana tatlı bir hatırlatma oldu.

Röportajımızı bitirirken hayranlarınıza iletmek istediğiniz bir mesajınız olur mu?
Bana benziyorsanız şunu hatırlatabilirim: çok da ciddiye almayın, oyun olduğunu hatırlayıp keyfini çıkarın. Benzemiyorsanız da ahkam kesebilirim: söyledikleriniz, eylemleriniz ciddi şeyler ve üzerine düşünülmemiş hayat hayat değildir.



