“KARAKTERİMİN SÜREKLİ FARKLI YÖNLERİNİ KEŞFEDİYORUM”

Kanunsuz Topraklar’ın ilk tanıtımı izleyiciyi 1940’lara götüren bir görsel şölenle kendine hayran bıraktı. Peki her şey henüz daha kağıt üstündeyken sizin ilginizi ne çekti bu hikayede? Hangi noktada “tamam bu rol benim” dediniz?

Senaryoyu okuduğumda karakteri çok gerçek buldum. Karakter senaryoda klişeden uzak, bambaşka yazılmış. Seyirciye empati kurduran bir karakter. Beni en çok etkileyen etkenler ise karakterin dönüşümleri oldu. Hikaye ilerledikçe karakterin evrimleşmesine, bu süreç boyunca karakterin olgunlaşmasına tanık oluyoruz. Bu da bir oyuncu için bulunmaz bir nimet. Çünkü çok fazla duygu durumu var. Karakterin sürekli farklı yönlerini keşfediyorum, yeni şeyler öğreniyorum. Beni en çok heyecanlandıran da bu diyebilirim…

“SENARYOYU ÇÖZÜMLERKEN TARİHSEL GERÇEKLİKTEN KOPMAMAYA ÖZEN GÖSTERDİM”

Dizideki rolünüzde en zor mesleklerden biri olan madenciyi canlandırıyorsunuz. Neler yaşadınız role hazırlık sürecinde? Nasıl empati kurdunuz karakterinizle?

Uzun bir hazırlık sürecimiz oldu. Çeşitli kaynaklardan araştırmalar yaptım. Dönemin sosyolojik yapısını, bunun o dönemin insanına yaşattığı psikolojik etkiyi çözümlemeye çalıştım. Çünkü savaş sonrası dönemlerde toplumlarda büyük buhranlar oluyor ve bu insanların duygu durumlarında, davranışlarında ve iç dünyalarında büyük değişimlere yol açıyor. Bu nedenle karakterleri ve senaryoyu çözümlerken tarihsel gerçeklikten kopmamaya özen gösterdim. Günümüzle hiçbir şekilde kıyas yapmadım. Davut karakterine gelirsek yerin altında, ölümle sevgili olmuş bir adam. Kaybedecek hiçbir şeyi yok çünkü daha en başında kaybetmiş, cephede savaşmış bir adam. Birçok ölüme, açlığa ve çok fazla vahşete tanık olmuş bir adam, bu yüzden bir yanı çok karanlık. Davut’a en çok buradan yaklaşmaya çalıştım. Çünkü karanlık taraf Davut’un kendisi…

“BEN DE DAVUT GİBİ DUYGULARIMI PAYLAŞMAYI SEVMEM”

Davut’u biraz sizden dinlemek isteriz. Davut’la Uğur’un benzer yönleri nelerdir?

Davut başlı başına bir isyan aslında. İsyanı temsil ediyor. Adaleti kendi yöntemleriyle arayan, dik başlı, kendi doğrularına körü körüne bağlı bir adam. Haksızlığa boyun eğmeyen eski bir asker. İnanılmaz zor bir hayatı var. Senaryoyu okuduğumda verdiği yaşam mücadelesine saygı duydum. Bunun dışında duygularını belli etmeyen, içinde yaşayan biri. Sakin görünen ama içinde fırtınalar koparan bir karakter. Davut ile aramdaki en çok benzeyen taraf bu diyebilirim. Ben de duygularımı çok belli etmem. Daha doğrusu duygularımı paylaşmayı sevmem. Bunun dışında dik başlılığı ve tamah etmeyen tarafı da bana benziyor diyebilirim.

“AŞKI TATTIĞIN AN GERİYE DÖNÜŞ YOKTUR, SONUNA KADAR GİDERSİN”

İzleyicinin dizideki ikilemler üzerine kendine sorular sormasını sağlayacak Kanunsuz Topraklar. Bu soruların başında Davut’un içine düştüğü aşk ve adalet için savaşı geliyor. Siz böyle bir ikilemde kalsaydınız ne yapardınız?

Davut için aşk hiç tatmadığı bir duygu çünkü ömrü yaşam mücadelesiyle geçmiş. Davasına olan inancı onu ayakta tutuyor. Bu yüzden aşık olup kendini kaptırmaktan ve davasına sekte vurmaktan çekiniyor. Ama sonuçta Davut bir insan. Her ne kadar belli etmese de duygularıyla hareket eden bir insan. Bir yere kadar kendine dur diyebilir. Ben böyle bir ikilemde kalsaydım ne yapardım gerçekten bilmiyorum ama suyun bir şekilde akıp yolunu bulacağına inanıyorum. Yani olacağı varsa mutlaka olur. Bunu hiçbir şey engelleyemez. Aşk bir andır çünkü bu duyguyu tattığın an geriye dönüş yoktur, sonuna kadar gidersin…

“SAHNEDE KENDİMİ TAMAMEN YÖNETMENİME TESLİM EDEBİLİYORUM”

Yönetmenimiz Faruk Teber ile daha önce de çalıştınız. Yönetmeni tanıyor olmak, beklentilerini anlıyor olmak size ekstra bir rahatlık sağlıyor mu?

Yönetmenimiz Faruk Teber ile birlikte üçüncü işimiz. Çok iyi tanıyoruz birbirimizi, artık baba oğul gibiyiz. Sahnede kendimi tamamen yönetmenime teslim edebiliyorum. Faruk Teber’e çok güveniyorum. Oyuncu-yönetmen ilişkisi çok önemli. Konuşmadan bile anlaşıyor olmak çok güzel bir şey, bu da doğrudan işimize yansıyor…

Bildiğimiz kadarıyla Ankara Sanat Tiyatrosu çıkışlısınız. Şu an tiyatro hayatınızın neresinde?

Tiyatro hayatımın başköşesinde ama çalışma yoğunluğumdan dolayı maalesef tiyatro yapamıyorum. Sahneye çıkmayı o kadar özledim ki anlatamam. Çünkü o duygu bambaşka, her sahneye çıktığında sanki ilk defa çıkmış gibi oluyorsun. Muazzam bir duygu umarım yakın zamanda sahnelere dönerim…

Projeleriniz arasında uzun boşluklar yok. Kendinize daha fazla zaman ayırmak istediğiniz, dinlenmek istediğiniz zamanlar oluyor mu?

Tabii ki de oluyor ama ben çok sıkılgan bir insanım. Hayatım hep bir koşturma içinde geçtiği için, bir şeyler yapmadan duramam. Kısa süreli tatiller bana yetiyor.

“SADECE PARA KAZANMAK İÇİN MESLEĞİMİ YAPMAK İSTEMİYORUM”

Daha önce bir röportajınızda doğmak istediğiniz yıl sorusunu “1945” olarak cevaplamışsınız. Dönem dizilerine ilginiz bu sebeple midir?

Seviyorum dönem işlerini. Her şeyden önce daha ciddi oluyor. Daha çok önemseniyor. Belli bir tarihsel gerçeğe dayanıyor, mesleğimi yaptığımı hissettiriyor bana. Diğer türlü sıkılıyorum çünkü sadece para kazanmak için mesleğimi yapmak istemiyorum. Her şeyden önce işin ciddiyeti önemli benim için ve merak ediyorum o dönemleri. Arabaları, kıyafetleri, insanları… Muazzam bir duygu kostümleri giyip o atmosferin içine kendini kaptırmak.

Peki, 1940’lara tek bir film, tek bir dizi ve tek bir kitap götüreceksiniz. Hangi film, dizi ve kitap olurdu?
Hayat Güzeldir. Kanunsuz Topraklar :) ve Polonya’da Bir Kuş Var.